Kendi Düşüncelerime Ne Kadar Erişimim Var?
Bu konudaki klasik çalışmalardan biri Nisbett ve Wilson’a (1977) ait. Araştırmacılar, insanların verdikleri tepkileri etkileyen bazı faktörleri hiç fark etmeyebildiğini gösterdi. Daha ilginç olan ise şu: İnsanlar gerçek nedeni bilmedikleri durumlarda bile verdikleri karar için oldukça mantıklı görünen başka bir açıklama üretebiliyordu.
Bu durum birkaç şekilde karşımıza çıkabiliyor:
- Bir kararın bizi asıl etkileyen nedenini bilmiyorsak bile zihnimiz boşluğu doldurmaya çalışabiliyor. Sonuçta ortaya kulağa gayet mantıklı gelen bir açıklama çıkabiliyor.
- Ürettiğimiz açıklamanın yanlış olması, bilerek kendimizi kandırdığımız anlamına gelmiyor. Kişi söylediği nedene gerçekten inanabilir; sadece davranışını etkileyen asıl faktörün farkında olmayabilir.
- İşin ilginç tarafı, kendi açıklamalarımızın ne kadar doğru olduğunu değerlendirirken de her zaman çok başarılı olmayabiliriz. Bir konuda kendimizden oldukça emin olmamız, açıklamamızın mutlaka doğru olduğu anlamına gelmiyor.
- Araştırmacılara göre burada kasıtlı bir yanıltmadan çok, zihnin çalışma biçimiyle ilgili bir sınırlılık söz konusu. İnsanlar davranışlarının nedenlerini anlamaya çalışırken ellerindeki bilgilerden yola çıkarak makul bir hikâye oluşturabiliyor.
- Kendimizi iyi tanımamız veya bir konuda eğitimli olmamız da bizi bundan tamamen korumuyor. Çünkü mesele yalnızca yeterince düşünmek değil; bazı zihinsel süreçlerin zaten bilincimizin dışında gerçekleşmesi.
Nisbett ve Wilson’ın çalışması, psikolojide içe bakışın (introspeksiyon) sınırları üzerine yapılan tartışmalarda önemli bir yere sahip. Ancak buradan “İnsan kendi zihni hakkında hiçbir şey bilemez” sonucunu çıkarmak da doğru olmaz. Daha çok, kendimizle ilgili yaptığımız açıklamaların her zaman kusursuz olmadığını hatırlatıyor.
Belki de asıl önemli nokta burada. “Bunu neden yaptığımı kesinlikle biliyorum” dediğimiz anlarda bile başka etkenlerin devrede olabileceğine biraz açık olmak gerekiyor. Bu küçük payı bırakmak, hem kendi davranışlarımızı hem de başkalarının davranışları için sunduğu açıklamaları daha dikkatli değerlendirmemize yardımcı olabilir.
Günlük Davranışlarımın Ne Kadarı Otomatik?
Gün içinde yaptığımız her hareketi tek tek düşünüp karar verdiğimizi sanabiliriz. Oysa zihnimiz birçok işi biz özellikle düşünmeden de yapabiliyor. Bazen bir ortama giriyor, birine tepki veriyor veya her gün yaptığımız bir şeyi gerçekleştiriyoruz ve bunun nasıl başladığını bile fark etmiyoruz.
Bargh ve Chartrand’ın (1999) çalışması da psikolojideki otomatik davranışlar konusunu ele alan önemli çalışmalardan biri. Araştırmacılar, çevremizi değerlendirmekten sosyal ilişkilerde verdiğimiz bazı tepkilere kadar pek çok sürecin bilinçli bir karar olmadan başlayabileceğini tartışıyor. Üstelik bu durum yalnızca diş fırçalamak veya aynı yoldan işe gitmek gibi basit alışkanlıklarla sınırlı olmayabilir.
Otomatiklik günlük hayatta farklı şekillerde karşımıza çıkabilir:
- Çevremizdeki küçük ayrıntılar bazen dikkatimizi çekmese bile davranışlarımızla ilişkili olabilir. Bir kelime, yüz ifadesi veya bulunduğumuz ortam buna örnek olabilir.
- Bazen bir şeyi yapmaya yöneldiğimizde bunun tamamen bilinçli bir karar olduğunu düşünürüz. Oysa çevredeki bazı ipuçları, hedeflerimizin veya davranışlarımızın harekete geçmesinde rol oynayabilir.
- Biriyle konuşurken onun oturuşunu, hareketlerini veya konuşma biçimini fark etmeden taklit ettiğimiz olabilir. Çoğu zaman bunu yaptığımızın bilincinde bile olmayız.
- Dikkatimiz başka bir yerdeyken de bazı alışılmış davranışları sürdürebiliriz. Örneğin tanıdık bir yolda yürürken veya günlük bir işi yaparken her hareketimizi ayrı ayrı düşünmemiz gerekmez.
- Bir davranışı uzun süre tekrar ettiğimizde, zamanla otomatik bir rutine dönüşebilir. Bir süre sonra davranışı başlatmak için eskisi kadar düşünmemize gerek kalmaz.
Aslında bunun böyle olması oldukça kullanışlıdır. Sabah kalktığımız andan gece uyuyana kadar yaptığımız her küçük hareketi baştan sona düşünmek zorunda kalsaydık, en basit işler bile fazlasıyla yorucu olurdu. Otomatik süreçler, zihnin her şeye aynı anda dikkat harcamamasını sağlar.
Bu yüzden amaç bütün otomatik davranışlardan kurtulmak değil. Daha önemli olan, hangilerinin bize yardımcı olduğunu ve hangilerinin artık işimize yaramadığını fark edebilmek. Çünkü otomatik davranmak her zaman kötü değildir. Ancak zaman zaman durup “Ben bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa alıştığım için mi?” diye sormak, bazı davranışlarımızı daha iyi anlamamıza yardımcı olabilir.
Beynim Kararımı Neden Önceden Veriyor?
Beynin bir kararı, kişi bunun farkına varmadan önce vermesi, nörobilimde en çok tartışılan bulgulardan birine dayanır. Beyin görüntüleme yöntemleri kullanan bir araştırma, basit bir hareket kararının sonucunun, kişi bu kararı bilinçli olarak fark etmeden 10 saniye kadar önce prefrontal ve pariyetal korteksteki beyin aktivitesinden okunabildiğini göstermiştir (Soon ve ark., 2008). Bu makale, yayımlandığı 2008’den bu yana bin dörtyüzden fazla kez akademik çalışmalarda referans gösterilmiş, alanın en etkili çalışmalarından biri haline gelmiştir.
Bu bulgu şu şekilde yorumlanabilir:
• Bilinçli farkındalık, kararın alınma anından çok, bir kararın sonradan fark edilme anına karşılık geliyor olabilir
• Bu gecikme, yüksek seviyeli kontrol bölgelerinin bir kararı bilinç düzeyine ulaşmadan çok önce hazırlamaya başladığını düşündürmektedir
• Bu bulgu, özgür irade kavramının felsefi tartışmalarında da sıkça referans gösterilmiştir
• Araştırmacılar, bu gecikmenin basit motor kararlar için gösterildiğini, daha karmaşık kararlar için aynı büyüklükte olup olmadığının hâlâ tartışmalı olduğunu belirtmektedir
• Bazı araştırmacılar, bu bulgunun özgür iradeyi tamamen yok saymadığını, sadece bilinç ile eylem arasındaki zamansal ilişkiyi yeniden düşünmemiz gerektiğini savunmaktadır
Bu araştırma, basit motor kararlarla sınırlı olsa da, zihnimizin sandığımızdan çok daha fazlasının, bilinçli farkındalığımızın gerisinde, arka planda işlediğini somut olarak göstermesi açısından çarpıcıdır. Bu tür bulgular, kendimizi ne kadar tam olarak sürücü koltuğunda hissettiğimizi sorgulatan, hâlâ tartışılan bir alandır. Bu belirsizlik, kesin bir cevap vermek yerine, kendi kararlarımıza karşı daha meraklı bir tutum benimsemeyi teşvik edebilir.
Kararlarımın Nedenini Neden Yanlış Açıklıyorum?
Bir şeyi neden yaptığımız sorulduğunda çoğumuz hemen bir cevap verebiliriz. Üstelik bu cevaptan oldukça emin de olabiliriz. Fakat bazen davranışımızı etkileyen asıl nedeni gerçekten bilmiyor olabiliriz. Zihin böyle durumlarda boşluk bırakmak yerine, elindeki bilgilerle mantıklı bir açıklama kurmaya çalışabilir.
Nisbett ve Wilson’ın (1977) klasik çalışması da tam olarak bu noktaya dikkat çekiyor. Katılımcılar davranışlarını etkileyen gerçek faktörü fark etmediklerinde, yaşadıkları durumu açıklayabilecek başka nedenler söyleyebiliyordu. Burada önemli olan, insanların bilerek bahane üretmemesi. Verdikleri açıklamaya gerçekten inanabiliyorlardı.
Bu süreç günlük hayatta farklı şekillerde karşımıza çıkabilir:
- Zihin, “Neden böyle yaptım?” sorusunun cevabını bilmiyorsa boşluğu olduğu gibi bırakmak yerine, bildiklerimiz ve inandıklarımız üzerinden mantıklı bir açıklama oluşturabilir.
- Ortaya çıkan açıklama gerçeği tam olarak yansıtmasa bile bize oldukça inandırıcı gelebilir. Çünkü çoğu zaman zaten kendimiz hakkında bildiğimizi düşündüğümüz şeylerle uyumludur.
- Kişi söylediği şeyin yalnızca olası bir açıklama olduğunu fark etmeyebilir. Hatta “Sebebi kesinlikle buydu” diye düşünebilir.
- Kendimiz hakkında güçlü fikirlerimiz varsa bu durum daha da dikkat çekici hale gelebilir. Örneğin kendimizi “Ben eleştiriden etkilenmem” diye tanımlıyorsak, eleştirilmenin davranışımız üzerindeki etkisini gözden kaçırabiliriz.
- Benzer bir durum terapi sırasında da yaşanabilir. Kişinin başlangıçta “Ben bunu şu yüzden yapıyorum” diye anlattığı neden, süreç ilerledikçe tek açıklama olmayabilir. Zamanla başka duyguların, deneyimlerin veya tetikleyicilerin de işin içinde olduğu fark edilebilir.
Bunun anlamı, kendimiz hakkında yaptığımız her açıklamanın yanlış olduğu değil. Daha çok, kendi zihnimizi anlamaya çalışırken bile yanılabileceğimizi hatırlatıyor. Bazen verdiğimiz açıklama gerçekten doğru olabilir, bazen de zihnimizin sonradan parçaları bir araya getirerek oluşturduğu en makul hikâye olabilir.
Bu yüzden “Neden böyle yaptığımı biliyorum” demek yerine zaman zaman “Ben sebebin bu olduğunu düşünüyorum, ama başka bir şey de etkili olmuş olabilir mi?” diye sormak daha fazla alan açabilir. Özellikle yakın ilişkilerde bu küçük fark önemli olabilir. Çünkü hem kendi davranışlarımızı hem de karşımızdaki kişinin söylediklerini tek ve değişmez bir açıklamaya sıkıştırmadan değerlendirmemizi sağlar.
Bilinçaltımın Etkisi Kötü Bir Şey mi?
Bilinçaltının bu kadar etkili olması, kaygı verici olmaktan çok, uyum sağlayıcı bir mekanizma olarak görülebilir. Bu konuyu derinlemesine ele alan bir çalışma, bilinçaltı süreçlerin -kişinin adına uyumsal bilinçaltı (adaptive unconscious)– büyük miktarda bilgiyi hızlı, verimli ve genellikle isabetli şekilde işleyen bir sistem olduğunu öne sürmüştür (Wilson, 2002). Yazar, bu sistemin evrimsel olarak çok daha eski ve pek çok açıdan bilinçli düşünmeden daha hızlı ve güvenilir olduğunu da belirtmektedir.
Bu sistemin faydaları şu şekilde özetlenebilir:
• Bilinçaltı, bilinçli zihnin aynı anda işleyemeyeceği kadar çok bilgiyi paralel olarak değerlendirebilir
• Bu sistem, tehlikeli ya da karmaşık durumlarda hızlı tepki vermemizi sağlayarak hayatta kalma açısından avantaj sunar
• Sorun, bilinçaltının var olması değil, bazen güncel olmayan ya da yanlış öğrenilmiş örüntülere dayanarak çalışmasıdır
• Araştırmacı, bu sistemin genellikle isabetli çalıştığını, ancak belirli koşullarda (önyargılar, eski travmatik öğrenmeler gibi) yanlış yönlendirebileceğini de belirtmektedir
• Yazar, bu sistemi bilinçli zihnin bir rakibi değil, çoğu zaman görünmez bir şekilde yardımcı olan bir ortağı olarak tanımlamaktadır
Bu bakış açısı, bilinçaltını bir düşman ya da gizli bir tehdit olarak görmek yerine, çoğunlukla bizim yararımıza çalışan ama zaman zaman güncellenmesi gereken bir sistem olarak görmeyi mümkün kılar. Bu yeniden çerçeveleme, kendi otomatik tepkilerinizi keşfetmeyi daha az korkutucu ve daha meraklı bir süreç haline getirebilir. Sonuçta amaç, bilinçaltını susturmak değil, onunla daha bilinçli bir işbirliği kurmaktır.
Kendi Bilinçaltı Örüntülerimi Nasıl Keşfedebilirim?
Kendimizde fark etmediğimiz bazı örüntüleri anlamak ilk başta karmaşık gelebilir. Üstelik bunlar genellikle bir anda “Şimdi her şeyi anladım” diyerek ortaya çıkmaz. Çoğu zaman aynı tepkileri farklı zamanlarda fark etmek ve bunların nasıl tekrar ettiğine bakmak gerekir.
Başlamak için şunları deneyebilirsiniz:
- Bir karar verirken kendinizden çok emin olmanızın, o kararın gerçek nedenini bildiğiniz anlamına gelmeyebileceğini hatırlayın. Bazen nedenlerimizi sonradan anlamlandırıyor olabiliriz.
- Tekrar eden tepkilerinize dikkat edin. Benzer durumlarda sürekli öfkeleniyor, geri çekiliyor veya savunmaya geçiyorsanız, “Ben zaten böyleyim” demek yerine “Burada beni ne tetikliyor?” diye düşünebilirsiniz.
- 1001Terapist üzerinden ücretsiz ulaşabileceğiniz Bilinçaltı Testi‘ni çözerek duygusal tepkileriniz, örtük eğilimleriniz ve kendinize bakışınız hakkında bazı noktaları keşfedebilirsiniz. Sonucu kesin bir psikolojik değerlendirme değil, bir başlangıç noktası olarak görmek daha doğru olur.
- Bazı davranışlar sürekli tekrar ediyor ve sizi rahatsız ediyorsa, bunları bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak farklı bağlantıları görmenize yardımcı olabilir.
- Kendinize zaman tanıyın. Yıllardır tekrarlanan bir davranışın nedenini birkaç dakika içinde anlamak her zaman mümkün değildir. Bazı şeyler zamanla fark edilir.
- Günlük tutmak da faydalı olabilir. Sizi etkileyen bir olay olduğunda ne olduğunu, ne hissettiğinizi ve nasıl tepki verdiğinizi birkaç cümleyle yazmak, tekrar eden noktaları görmenizi kolaylaştırabilir.
Bütün bunların sonunda bilinçaltınızı tamamen “çözmüş” olmanız gerekmiyor. Daha gerçekçi olan, bazı durumlarda neden benzer tepkiler verdiğinizi yavaş yavaş fark etmeye başlamaktır.
Amaç kendinizde sürekli bir sorun aramak da değil. “Ben neden böyleyim?” diye kendinizi yargılamak yerine, “Bu tepki bende ne zaman ortaya çıkıyor?” diye merak etmek bile kendinizi daha iyi tanımak için iyi bir başlangıç olabilir.
Sıkça Sorulan Sorular
Bilinçaltı gerçekten var mı, yoksa popüler bir kavram mı?
Bilinçaltı süreçler, modern bilişsel psikoloji ve nörobilimde iyi belgelenmiş bir olgudur. Otomatik davranış, örtük önyargılar ve bilinç dışı karar hazırlığı üzerine yapılan araştırmalar, zihnimizin büyük bir kısmının farkındalığımızın dışında işlediğini güçlü, tutarlı ve defalarca tekrarlanan bulgularla desteklemektedir; bu artık bilim camiasında geniş kabul görmüştür.
Kararlarımı hiç ben mi vermiyorum?
Böyle bir sonuç çıkarmak abartılı olur. Araştırmalar, bazı basit kararların bilinç düzeyine ulaşmadan önce hazırlandığını gösterse de, bu karmaşık ve değerli kararlarımızın tamamen bilinç dışında verildiği anlamına gelmez; bilinçli değerlendirme hâlâ önemli, gerçek ve belirleyici bir rol oynamaya devam eder.
Kendi motivasyonlarımı neden bu kadar yanlış tahmin ediyorum?
Çünkü zihniniz, gerçek nedeni bilmediğinde bile makul bir açıklama üretmeye eğilimlidir. Bu açıklama, gerçek nedenden bağımsız olarak içtenlikle inanılan bir hikaye haline gelebilir; bu, kasıtlı bir yalan değil, zihnin oldukça doğal, yaygın ve evrensel olarak gözlemlenen, herkesi bir şekilde etkileyen bir eğilimidir.
Bilinçaltımı değiştirebilir miyim?
Evet, ancak bu genellikle doğrudan içe bakışla değil, tekrarlanan yeni deneyimler ve bilinçli pratikle mümkün olur. Otomatik örüntüler zamanla öğrenildiği gibi, zamanla ve tutarlı çabayla yeniden şekillendirilebilir; bu süreç genellikle sabır, tekrar, destek ve yeterli zaman gerektiren kademeli bir süreçtir.
Bilinçaltı testi sonucuma ne kadar güvenmeliyim?
Sonucu, kendinizi tanımak için bir başlangıç noktası olarak görmek en sağlıklısıdır. Bu tür testler kesin bir tanı koymaz; kendi gözlemlerinizle ve gerekirse bir uzmanın değerlendirmesiyle birlikte ele alındığında çok daha anlamlı, dengeli ve gerçekçi bir tablo ortaya koyar, size fayda sağlar.
Bilinçaltı konusunda kendinize yönelik detaylı araştırma yapmak isterseniz 1001Terapist platformu üzerinden bu konu ile ilgili detaylı araştırmalar yapabilirsiniz.
Kaynakça
Nisbett, R. E., & Wilson, T. D. (1977). Telling more than we can know: Verbal reports on mental processes. Psychological Review, 84(3), 231–259. https://doi.org/10.1037/0033-295X.84.3.231
Bargh, J. A., & Chartrand, T. L. (1999). The unbearable automaticity of being. American Psychologist, 54(7), 462–479. https://doi.org/10.1037/0003-066X.54.7.462
Soon, C. S., Brass, M., Heinze, H. J., & Haynes, J. D. (2008). Unconscious determinants of free decisions in the human brain. Nature Neuroscience, 11(5), 543–545. https://doi.org/10.1038/nn.2112
Wilson, T. D. (2002). Strangers to ourselves: Discovering the adaptive unconscious. Harvard University Press.







