Ruhunuz Tükendiğinde — Bunu Okuyun - Düşünce Kataloğu
Bizimle iletişime geçin

Psikoloji

Ruhunuz Tükendiğinde — Bunu Okuyun

Aleyna Yazıcı

Yayınlandı:

Şu Tarihte:

Ruhunuz Tükendiğinde — Bunu Okuyun
Ama en önemlisi, cesaret ışığa doğru uzanan yoldur. İyilik yönünde çiçek açma şeklin, neye uzandığınızı bildiğiniz halde. Cesaret, öyle hissetmese bile büyüdüğünüze inanmanızı sağlıyor. Cesaret, yolu tanımadığın zaman bile kendine güvenmektir.

Hem şefkatli hem de yorgun bir ruha sahip olmakta bir sakınca olmadığını anlamanı istiyorum. Kendine karşı nazik olmanın sorun olmadığını anlamanı istiyorum. İyi olmamanın sorun olmadığını, tam olarak anlamasan bile üzülmenin sorun olmadığını bilmeni istiyorum. Bir uçta yaşamak zorunda olmadığını bilmeni istiyorum. Sürekli mutluluğu hissetmek için kendinizi zorlamak zorunda kalmadığınızı, zararınızla oturup bir yuva yapmak zorunda olmadığınızı. Çok sayıda var olduğunu bilmeni istiyorum. Bilmenizi isterim ki, hem umutlu hem de perili olan şeyin ürünüsünüz ve bu dünyada bunu dengelemeyi bulan biri olarak var olmak ta sorun değil.

Çünkü sana söylemedikleri şey bu- insan olmak hem güzel hem de külfetli. Bu kafa karıştırıcı ve dağınık bir şey. Hayat sizi en çarpıcı şekilde şaşırtacak ve aynı zamanda kalbinizi de kıracak. Hayat size sizi büyüten ve inşa eden ve her zaman olmayı umduğunuz insana dönüşmenize yardımcı olan dersler sunacak, ama aynı zamanda içinde sizinle kalan, sizi değiştiren ve sizi rahatsız edici şekillerde şekillendiren kayıplar da taşıyacak. Hayat, işini yapmanı, kendini anlamanı, acıtsa bile iyileşmeni isteyecektir. Cesur olman, kendin için savaşman için.

Günün sonunda, cesaret bir savaş alanı değildir. Hızlı arabalar ya da bodur bir risk değil. Cesaret, tanıyabileceğiniz en sessiz şeydir. Cesaret, kemiklerin ağırlaştığında ve kalbin ışığın içinde çatlamasını istemediğinde uyanıyor. Cesaret kendinize karşı nazik olmaktır, özellikle de uygun veya kolay değilse, özellikle de olmaya çabaladığınız kişinin parlak bir örneği değilseniz. Cesaret kendini affetmektir, bu kirli ve zorlu ruhunuzun içinde yaptığınız iştir.

Ama en önemlisi, cesaret ışığa doğru uzanan yoldur. İyilik yönünde çiçek açma şeklin, neye uzandığınızı bildiğiniz halde. Cesaret, öyle hissetmese bile büyüdüğünüze inanmanızı sağlıyor. Cesaret, yolu tanımadığın zaman bile kendine güvenmektir. Cesaret sizin için daha fazlası olduğunu bilmek, her zaman daha önce olduğu gibi kendinizi kurtarmak için gerekli  yeteneğine sahip olduğunuzu bilmektir; Hayatta kalacağını bilmek cesarettir.

Reklam
Yorumları okumak için tıklayın
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüleyin

Psikoloji

Buraya nasıl geldik?

Buraya nasıl geldik? Mutluluğumuza, umutlarımıza ne oldu? Neyi yanlış yaptık? Neden mutlu olamıyoruz? Önce bunları bulmalıyız.

Senol ARAS

Yayınlandı:

Şu Tarihte:

İçeriği Oluşturan:

Buraya nasil geldik

Gülümsemeni bir odaya mutluluk salmak için kullanırdın. Kahkahaların koridorun diğer tarafında ki herkesin kalbinde yankılanırdı. Pozitifliğin bulaşıcıydı. Ama şimdi kendinizi uyandırmak zor-sabahları mutlu uyanmak çok zor.

Herkese her şeyin doğru zamanda yerine geleceğini, her şeyin bir sebebi olduğunu söylerdin. Ama şimdi, tüm umutların yok oldu. Bayram günleri bir şekerin sana verdiği mutluluğa ne oldu? Her parçalandığında parçalarını bir araya toplayacak kadar güçlü olan kalbine ne oldu?

Hayatın güzel olduğuna inanırdın. Her düşüşünde kimse sana yardım etmese bile kendini toplayan gücüne ne oldu? Ne yapacağını bilirdin. Hayatta ne istediğini ve hayatın senden ne istediğini net bir şekilde görebilirdin. Her şeyin bir mevsimi olduğuna ve her şeyin bir sebebi olduğuna inanan sana ne oldu?

Odanda ki sessizlik sağır edici. Sıcaklık, sevgi, mutluluk artık hissedilemez durumda. Her günün yeni bir başlangıç olduğunu bilerek uyandığın günlere ne oldu?

Buraya nasıl geldik? Umut nereye gitti? Neden her uyandığın gün, önceki günden daha zor görünüyor? Hayat ne zaman bu kadar belirsiz hissettirmeye başladı? Ne zaman bu kadar korkutucu oldu?

Bir umut ışığı var mı? Her şey değişebilir mi?

Yarın yeni bir insan gibi hissederek uyanabilirsin. İstersen uyanamazsın. Hiçbir şeyin sonsuza dek sürmeyeceğini fark edebilirsin.

Her şey gerçekleşecek. Ama önce, buraya nasıl geldiğimizi bulmalıyız.

Okumaya devam et

Psikoloji

Kötü niyetli bir ilişkiden ayrıldığınızda kederin 5 aşaması böyle görünür

Kötü niyetli bir ilişkiden sonrası, hayatınızda tutunacak bir dalınızın olmadığını düşündüğünüz taktirde. İşte, o 5 aşama.

Dilan Gümüş

Yayınlandı:

Şu Tarihte:

İçeriği Oluşturan:

Kotu niyetli bir iliskiden ayrildiginizda kederin 5 asamasi boyle gorunur

Tetikleyici uyarı: Aile içi istismar

Bu makaleye tıkladıysanız, hayatınızda kötüye kullanım yaşamış olma ihtimaliniz yüksektir. Bir ay ya da 10 yıl önce yaşanmış olsa bile, ben hala tam anlamıyla iyileşemeyeceğinizi biliyorum. Çünkü iyileşme asla tamamlanmaz. Asla tamamen iyileşmiş hissetmezsiniz; Bunu söylemek benim için ne kadar üzücü olsa da, gerçeği bilmen gerekiyor.

Keşke isimlerini duyunca çekinmediğiniz bir gün geleceğini söyleyebilsem. Keşke bir gün iyi olacağını ve tamamen hayatına devam edebileceğini söyleyebilsem ama bu doğru değil. Sana bıraktıkları yaralar öylece yok olmaz. Zamanla azalırlar ve eninde sonunda iyi hissedersin, ama sana bu konuda söz vermek kolay olmayacak.

Asla kolay değildir, ama o kötü günü aştıysanız en zor kısmı yapmışsınızdır. Şimdi sonrasındaki şeyle uğraştığına göre, nasıl iyileşiyorsun? Nasıl güvenebiliyorsun? Nasıl başa çıkıyorsun? Senin için neyin işe yarayacağını söyleyemem ama neyin işe yaramayacağını söyleyebilirim, çünkü denedim. Düşüncelerimi içmeyi denedim, günler geçtiğini ve yemek yiyemediğimi hala hatırlıyorum. Uyku ilacı bağımlısıydım, çünkü almasaydım, uyuyamazdım.

Kaçtıktan sonra ilk kabusumu hatırlıyorum. Güvendeydim ve bana ulaşamayacağını biliyordum ama uykumda bana ulaşabiliyordu. Birinin evindeydik ve gittiğim her yeni odada onun geldiğini duyabiliyordum. O bana ulaşamadan saklanacak yerler buluyordum. Terleyerek ve hıçkırarak uyandım.

İyileşme süreci asla güzel değildir. Çünkü kimse sana hala yas tutman gerektiğini söylemiyor. Hayal ettiğin geleceğin yasını tutmak zorunda olduğunu bilmiyorsun. Hala hayatta olan biri için beş kez acı tonuyla geçmek zorundasın.

İnkar, öfke, depresyon, pazarlık ve kabullenme. İnkar genellikle siz ilişkideyken olur. Bunun suiistimal olduğunu inkar edeceksin. Çünkü seni seviyorlar, çünkü üzgün olduklarını söylediler, çünkü sarhoştular. Bu bahaneler, planladığınız hayatın ölüp gittiğini inkar ediyor.

Öfke ve depresyon karışabilir. Kapalı hislere dönüşebilirler. Depresyon, seni bulunamaz yapabilir. Öfken onlara kızabilir; Çok kızabilirsin.

Sonra pazarlık yapmaya başlarsın. Kendinle pazarlık etmeye başlarsın. Kafanda, “Onlara son bir şans verebilirim, eğer bir daha yaparlarsa, yemin ederim işim biter. Artık değiştiler.” Şimdi iyi bir fikir gibi gelebilir. Öfke ve depresyonu yok edeceğini düşünüyorsun ama sana şunu sorayım: Ya bu sefer hayatta kalamazsan? Ya bu son şans gerçekten son şanssa? Ya bu kendi hayatını kurtarmak için son şansınsa? Pazarlık genellikle bizi aynı duruma sokar ve tüm keder sürecine yeniden başlarız. Buna değmez.

Sonunda kabullenmeye hazırsın. Yalan söylemeyeceğim, bu sahne genellikle uzun süre gelmez. Aşkının ölümünü ve tacizden önce kim olduğunu kabul etmeye hazır olman aylar ya da yıllar sürebilir. Aynı zamanda dünyadaki en özgür duygu gibidir. Bu sahne sonunda tekrar bir insan gibi hissetmeye başlanır.

Burası kendini geri aldığın yer. Bu hesaplaşma zamanı; Bu senin hayatta kalman. Burası kazanacağın yer.

Okumaya devam et

Psikoloji

Neden ayrılma dürtüsü kalandan daha güçlüdür?

Neden gitmek, kalmaktan daha acı vericidir? İşte, size hayat hikayem sayesinde gitmekle kalmak arasında ki o bağı anlatıyorum. Neden ayrılma dürtüsü kalandan daha güçlüdür? diye soru soruyorsan kendine, bu sana açıklayıcı geleceğinden eminim.

Aleyna Yazıcı

Yayınlandı:

Şu Tarihte:

İçeriği Oluşturan:

Neden ayrilma durtusu kalandan daha gucludur

Yurt dışına seyahat ederken hiç ev özlemi yaşamadım. Evden uzakta geçirdiğim en uzun süre beş ay oldu.

Ben ailemden uzakta yaşadım ve eve her geldiğimde yaşamaya devam ettim, uzaklık hastalıktır. Bir geziden döndükten sonra, gördüğüm yerleri, yediğim yemekleri ve yeni bir yerdeyken tanıştığım insanları özlemle bekliyorum.

Ben bunun birkaç nedeni olduğunu düşünüyorum, ve çoğu gezginlerinde bunu düşündüğünden eminim. Birincisi, seyahat etmeyi sevdiğinizde, rahatsız olmanın heyecanını bulursunuz. Bilinmeyende, belirsizlikte, her günün yeni ve farklı bir şey getirebileceği fikrinde gelişirsin. Sabah uyandığınızda, en iyi kahvenin nerede olduğunu keşfetmeniz gerekir; Otobüs sisteminin nasıl çalıştığını ve yerel halk oradayken yemen gereken şeyi almak için nereye gideceğini öğrenmelisin. Gezginler şimdiye kadar tanıştığım en uyumlu insanlardır, çünkü keşiflerin çoğu içgüdülerinizle birlikte gidiyor, ve bu da sizi bazen garip, rahatsız edici ama harika yerlere götürüyor.

Evde, bu aceleciliği hissetmek zor, günlük yaşamda yeni ve farklı bir şeyler görmek ve yaşamak gerçekten güzel hissettiriyor. İşlerin nasıl yürüdüğünü bilirsin ve genellikle günleriniz tahmin edilebilir. Hayatta başarılı olmak için gerekli rutinler kira ödemek ve yiyecek şeyler satın almaktır. Asla heyecan veren bir şeyler olmaz. Hayatta olma hissini yaratmazlar.

İkinci sebep

Yeni bir yere gittiğinizde, bir parçanın değiştiğidir. Bir şey öğrenirsiniz ya da bir şeylere karşı bakış açınız daha önce hiç görmediğiniz yeni yaşam biçimleri ile birleşir. Nasıl Türkiye’de sokakta alkol almak yasaksa,  Arjantin’de bu yasak değil. Oradayken değişmiş hissediyorsun, kültürün bir parçasını hissediyorsun.

Sorun şu ki, eve döndüğünde her şey aynı hale gelir. Mısır gevreği kutusu bıraktığın tezgahın üstünde, kurutucudaki çamaşırların katlanması gerekiyor, iş arkadaşın hala aynı şeylerden şikayet ediyor. Nasıl olduğu, her zaman nasıl olacağı, tamamen farklı hissettiğin zaman geri dönmek sarsıcı gelebilir. Öğrendiklerini ya da gördüklerini taklit etmeye çalışırsan belki. Yediğiniz bir şeyi pişirmeye çalışırsınız. Orada yaşadığın gibi yaşamaya çalışıyorsun ama her şeyin eskisine uyma baskısı gerçek ve bazen de bunaltıcı.

Üçüncü neden,

Seyahat ederken farklı bir zihniyet. Deneyime açık ve açız. Tabii ki öyle. Airbnb da ev sahibi arkadaşımızın bir arkadaşının verdiği bir partiye gitmek istiyor musun? Evet, kulağa eğlenceli geliyor. Seyahat ederken, bir kültürle ve bizi insan yapan şeyin köküne bağlantı arıyoruz.

Peru’da bir otobüse binerken, bir kadın uçağa bindi ve çantasındaki bir şeye uzanırken bebeğini kucağıma verdi. Bebek bana baktı ve ben bir an için şok oldum ve bana gülümsedi. Bu kadın ve bebek bana güvendi. Neden? Belli ki fidyeci yaklaşımı vermiyordum. Ama aynı zamanda Peru’da her sabah açıklıklar yaratmaya çalıştığım için olduğunu düşünüyorum. Ben sokaklardan geçtim ve insanlara gülümsedim, pazarlarda tüccarlar ile sohbet etmek için kötü İspanyolcamı kullandım. Toplumun öğrenmek, paylaşmak ve kendimi onların kültürüne kaptırmak için orada olduğumu bilmesini istedim. Otobüsteki bayan rahatlıkla bebeğini kucağıma koymuş olabilir ama benim için önemli bir andı. Bu bir bağlantıydı.

Seyahatin bir bağımlılık olduğuna inanıyorum. Ama çoğu bağımlılık davranışların aksine, bunu her zaman hissetmektir. Ne zaman bilinmeyene adım atsan ve rutinden çıksan eski benliğinin bir parçası ölüyor. İnsanlara, konuşmalara ve maceraya banka hesapları ve alt satırlar yerine önceliklendirmeyi öğrenirsiniz. Kendini eskiden olduğun kişiden daha da uzaklaşırken ve kim olmak istediğine dair adım atarken buluyorsun.

Ne kadar çok seyahat ederseniz, o evin bıraktığınız yerde olmadığını fark edeceksiniz. Tatilimden dönerken bu kötü hissi yaşadım. Çünkü sıradan hayatıma geri dönüyordum. Yaptığım her şey kötü gelmeye başladı. Tekrar sabahları kahvaltı yapıp işe gideceğim, kirlilerimi yıkayacağım ve tatilimde ya evde film izleyecek yada yıllarca yürüdüğüm sokaklarda yürümeye devam edecektim. İşte kötü hissettiren şeyde bu.

Evin her zaman orada olacak, ama bu gezgincilik hattının hemen ötesinde ne yattığına dair bir bilginiz olmaya bilir. Size şöyle anlatayım: hiç hayal edebileceğinizden daha güzel olduğunu biliyorum.

Okumaya devam et

Öne Çıkanlar