Aramızdaki şeylerin nasıl biteceğini bilsem bile yine de seni seçerdim. - Düşünce Kataloğu - Dijital Gençlik Dergisi
Bizimle iletişime geçin

Aşk

Aramızdaki şeylerin nasıl biteceğini bilsem bile yine de seni seçerdim.

Senol ARAS

Yayınlandı:

Şu Tarihte:

Abone Ol
Aramizdaki seylerin nasil bitecegini bilsem bile yine de seni secerdim.
Aramızdaki şeylerin nasıl biteceğini bilsem daha yine seni seçerdim. Sen, yaşamım boyunca gördüğüm en güzel aşktın.

Keşke seninle konuşmaktan bu kadar korkmasaydım.

Belki seninle geçirdiğim kısa zamanın benim için onunla geçirdiğim onca yıldan daha değerli olduğunu söyleseydim, sen hala burada olurdun. Belki de sınırları belirleseydim, benim için gerçekten bir anlamı olan tek romantik ilişkiyi kaybetmezdim. Belki öfke ve dargınlık olmadan gitmene izin verseydim hala en yakın arkadaşlarımdan birine sahip olurdum. Belki dürüst olsaydım, işler bu kadar karışık olmazdı.

Belki de nedenini bulmak için aynı kelimeleri tekrar tekrar yazmazdım. Belki bazen bunu kabul edersem cevabımızı asla bulamazsak, aramızda kötü şeyler geçmezdi. Belki sana daha önce söyleseydim, devam etmek zorunda kalmazdım. Belki her şey farklı olurdu.

Ya da belki hepsi tamamen aynı olurdu.

Yine de o uçağa binerdin. Yine de o çocukla tanışırdın. Ve yine de ben değil o olacaktı ve bunu değiştirmek için yapabileceğim hiçbir şey yoktu. Belki de bazen kim ve ne istediğimizin değiştiği gerçeğini kabullenmem gerekiyor.

Belki de ikiniz arasındaki mesafe çok fazla ya da hayattaki hayalleriniz çok farklı. Ya da belki bir gün gözlerimin içine bakarsın ve bir şeyleri anlarsın. O gözlerin, bende gördükleri sevgiyle başka birine baktığını biliyorsun. Sadece arkalarında asla bilemeyeceğin sırlar olduğunu biliyorsun ve belki de böylesi daha iyidir. Belki de neden artık yeterli olmadığını bilmemek daha iyidir. Ya da en başta hiç yetmediğini. Belki de beni düşünüp düşünmediğini ya da hikayende başka bir sayfa olup olmadığımı bilmeme gerek yok. Belki de bir gün unutulacak başka bir anımdır.

Belki de gerçeği bilmemeliydim. Belki de gerçeğin her zaman aramızda olduğu gerçeğini kabullenmeliydim. İkimiz de en başından beri sahip olduğumuz şeyin sona ermesi gerektiğini biliyorduk. İkinci şansımızı çoktan elde etmiştik. Neden hala burada oturup üçüncüsü için bu kadar umutlu olduğumu bilmiyorum.

İkimiz de sahip olduğumuz şeyin farklı olduğunu biliyorduk. İkimiz de sahip olduğumuz şeyin asla kalıcı olmayacağını bilmenin acısına değdiğine karar verdik. İkimiz de şansımızı denedik ve ikimiz de yaralandık. Ve yine de, buna değdiğini düşünüyorum.

Aramızdaki şeylerin nasıl biteceğini bilsem bile yine de seni seçerdim. Yine de birkaç ay içinde hayatımdan sonsuza dek ayrılmayı seçeceğini bilerek seni seçerdim. Ve sonsuza kadar bu seçimle yaşamak zorunda kalırdım. Benim için önemli olan buydu.

Bana anı yaşamanın hem güzelliğini hem de acısını öğrettin.  Bana dünyanın ne kadar güzel olabileceğini gösterdin. Daha önce hiç yaşamadığım bir şekilde sevildiğimi hissettirdin. Seninle birlikte kendimi çok iyi hissettim. Seninle birlikteyken, umursadığını sorgulamak zorunda kalmadım çünkü her zaman umursadığını düşündüm.

Sahile inen merdivenlerin altında birbirimize nasıl baktığımızı asla unutmayacağım. Sahil kenarında otururken hissettiklerimi asla unutmayacağım ve bir daha asla eskisi gibi olmayacağımızı da biliyorum. Kim olduğumuzu, asla geri getiremeyeceğimiz bir şey olduğumuzu biliyorum. O son buluşmamızda, sonun başlangıcını izlediğimi biliyordum. Ve bunu durdurmak için yapabileceğim hiçbir şey yoktu.

Sen hayatına devam ediyordun ve zaten uzaklara gidecektin. Asla senin evin olamayacağımı biliyordum.

Bu sefer her şeyin iyi bitmesini çok istiyordum. Safça arkadaş kalacağımızı ve aramızdaki şeylerin aynı kalacağını düşünmüştüm. Seninle geçirdiğim zamanın bana öğrettiği bir şey varsa o da hiçbir şeyin eskisi gibi kalamayacağıdır.

Benim dünyama çarptığın günden sessizce çekip gittiğin güne kadar bana bir anda her şeyin ne kadar değişebileceğini gösterdin. Bazen bu değişiklikler hayatta isteyebileceğin her şeydir, diğer zamanlarda ise en kötü kabusların gerçek oluyor. Hayat asla iyi ya da kötü olmayacak. Değişiklikler, bunları almaya hazır ya da isteksiz olsanız da, hayatınıza girecektir.

Sana bir şans verdiğim için her zaman çok mutlu olacağım. Senden öğrendim ki, bazen hayattaki en iyi şeyler gerçekten hiç beklemediğin bir anda gelir, ve bazen, en az beklediğimiz şeyler ne yazık ki gerçek olan şeylerdir.

Şu anda ne yaptığını bilmiyorum ama umarım mutlusundur. Umarım yerine gelmişsin ve her zaman yapmak istediğin her şeyi yapıyorsundur. Umarım Tavuk dünyasına olan tutkunu kaybetmemişsindir. Umarım gezmek istediğin yerlere gidersin. Ve umarım bir gün biri seni hak ettiğin kadar derinden sever. (İkimizin de hak ettiği şey bu.)

Yollarımız bir daha kesişmese bile Trabzon’da her zaman bir evin olacağını bil.

Reklam
Yorumları okumak için tıklayın
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüleyin

Aşk

Sevdiğin Birini Kaybetmenin Gerçeği

Sevdiğin birini kaybetmek. Çok derin hisleri yanında getirirken acıyı her gün tatmanızı ister. Unutmak imkansız ama yapacağın çok şey var.

Senol ARAS

Yayınlandı:

Şu Tarihte:

İçeriği Oluşturan:

Sevdigin Birini Kaybetme Gercegi

Ölüm duygusunun gizem olduğunu düşünenler yanılıyor. Birini ölümüne kaybetmek acı verir. Haksızlık gibi gelir. Nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Yaşarken öldüm. Bu evrende dünyanın neden fark etmediğini merak ederek yürüdüm.

Sevdiğin kişi gittiğinde, ruhları huzur içinde yatarken, seninki de öyle olmalı.

Boğazına giden donuk ağrı dayanılmaz. Göğsündeki yara, akla her geldiklerinde ya da adlarını her duyduğunda canını acıtır. Gittiklerini bilmek garip ve gerçek dışı hissettirir.

Onları sokakta, parktaki bankta otururken gördüğünü sanırsın. Ve eve giderken birinin yanından geçerken, aynı ona benzediğini fark edersin. Her şey çok tuhaftır. Tek yapmak istediğin durup onlara bakmak. Ve sadece birkaç saniye içinde, ellerini daha sıkı tutup daha sert öpmek nasıl bir his olduğunu hayal etmeye başlarsın.

Bazen gittiklerini unutabilirsin. Sonra aniden, “Bu delice- gerçekten gittiler.” diye düşünürsün. Kötü bir rüya ya da korkunç bir şaka gibi gelir. Her şey çok yanlış gelmeye başlar. Kalbin hiç dinmeyecekmiş gibi yanar. Miden bulanır ve aynı zamanda düşünme felçi geçirisin.

Devam etmek zorunda olduğunu bilmek, hala işe gitmek zorunda olduğunu bilmek, faturaları ödemek, yemek, ve kendinize dikkat etmek mide bulandırıcı gelmeye başlar. Seni ayakta tutan tek şey giden kişinin vazgeçmeni istemediğini bilmektir.

En kötü kısmı diğer insanlara bakmak ve nasıl tasasız olduklarını merak etmektir. Dünyanın neden durmadığını sorguluyorsun, çünkü seninki durmuş gibi.

Ama yıllar sonra, bu acı artık yoğun gelmeyecek. Sonunda, içindeki fırtına durulacak ve dünyanın duraksamadığını fark edeceksin. Tekrar nefes almamayı öğrenirsin. Tekrar yaşamayı öğrenirsin. Uyumayı, yemek yemeyi ve tekrar gülümsemeyi öğrenirsin. Tekrar yürümeye başlarsın, kamburlaşmış sırtını yavaş yavaş düzeltirsin. Bu sefer, hayatı biraz farklı yaşamaya başlarsın. Farklı bir lens ile bakmaya başlarsın. Bir zamanlar senin için büyük endişe olan şey küçük dipnotlar haline geldi. Bir zamanlar dikkat etmediğin şeye daha yakından bakıyorsun. Sanki bir çeşit yeniden doğuş yaşıyormuşsun gibi.

Ama ne yazık ki, kalbindeki delik geçmiyor. Arada sırada, kaybını hatırlıyorsun, ve bir an için keder sizi tekrar tüketmeye başlıyor -ama ilk zamana göre biraz daha az acıtır canını.

Okumaya devam et

Aşk

İlişkim sona erdiğinde kendimi buldum.

İlişkim sona erdiğinde kendimi buldum. Gerçek beni artık bilmeye başladım. Ve yeni ilişkimde gerçekten olmak istediğim adamla tanıştım.

Rana Çebi

Yayınlandı:

Şu Tarihte:

İçeriği Oluşturan:

Iliskim sona erdiginde kendimi buldum

“Bugün izin alabilir misin?”

Hayır.

“Bu gün işe gidemeyeceğini söyleyemez misin?”

Hayır, söyleyemem.

Bunlar eski sevgilimle yaptığım konuşmalardı. O zamanlar hafta sonları çalışıyordum ve eğitimimin büyük bir kısmını buradan kazandıklarımla idare ettiriyordum. İşimi ve umutsuz bir şekilde çalışan insanların dönüştüğünü görmek hoşuma gidiyordu. Çalışıyordum. Mutluydum.

Ne zaman eve gelsem bu değişti. İş hayatımdan zevk aldığım için neredeyse kendimi suçlu hissediyordum. Sanki ondan korunmak için ayrı tutmaya çalıştığım bir parçam gibiydi.

Nihayetinde, onun huzurunda tamamen güçlü bir kadın olabileceğime inanmıyordum. Ya da yer kaplayan. Amacım da sevgi ile koşulsuz beni desteklemek isteyen insanlara sahip olmaktı. İkisinin de var olabileceğini düşünmemiştim.

Ama o benim en iyi arkadaşımdı. Tüm mücadelelerimize rağmen birine hiç bu kadar aşık olmamıştım. Birlikte olmak tam bir zevkti.

Bunun için savaşmış olmasına bayıldım. İstenilen ve önemli hisseden o yanıma dokundu.

Ben de kendimi küçülttüm.

Onu ya da ilişkiyi kaybetmek istemedim. Eve gitmek için etkinlikleri atlamaya başladım. Sabahları alarmları kapatırdım, böylece son dakikaya kadar yatakta olurduk, kendimi kollarından çıkarken yorgun hissederdim. Giderek daha fazla, yavaş yavaş, onu mutlu etmek için küçüldüm.

Bu süreçte kendimi terk ettim.

Aşık olabileceğimizi düşünmedim. Onun öfkesiyle, daha fazla kavgaya katlandım. IUD alamazsam bir hafta içinde benden ayrılacağını söylediğinde IUD’yi aldım. İçimde, kabul etmeyi biliyordum, kendi bedenimi terk etmek, bardağı taşıran son damla oldu.

İlişkiyi sürdürmek için küçüldükçe birbirimizden uzaklaştık.

Ve sonra olan oldu.

Birkaç gündür aramızda garip bir his vardı. Ona ulaşamadım. İletişim kurmasını sağlamaya çalıştım.

“Konuşabileceğin bir yerde misin?” diye sert bir mesaj gönderdi.

Telefonu açtım ve onu aradım.

“Ne oldu” diye sordum.

“Sadece aramanı istedim.”

Kapattım.

Tüm bunlar olduğunda annemin yıllık “Hasat Ayı” şenlik ateşi için evdeydim. Akşam yemeği yemek için telefonu yanıma aldıktan sonra aşağı indim. Sadece yemek tabağına baktığımı hatırlıyorum, suskundum. Sanki bir bomba patladı ve sessizce yaralandım. Sonra ağlamaya başladım. “Ama onu seviyorum” dedim. Ortaya çıkabilen tek şey buydu. Tek cümle buydu.

O gece mesaj atıp özür diliyordu. “Lütfen, bir hata yaptım.”

Biz de denedik. Güveni yeniden inşa etmek için gerekli her şeyi yaptım.

Birkaç gün içinde, sonunda onu kaybettim. O sesi dinlemeyi bıraktığım onca zaman. Hak etmediğim bir şeye katlandığım onca zaman. Onu ne kadar sevdiğimi kendimle tartıştım ama bu süreçte kendimi sevmeyi bıraktım.

Öfkeyle onu kovdum, ciğerlerimin üstüne bağırdım. İçeri girdim. Hiç dua etmemiştim, ama yasal olarak ne yapacağımı bilmiyordum, hiçbir şeyim kalmamıştı. Artık olduğum kadını tanıyamadım bile. Hıçkırarak dizlerimin üzerine çöktüm.

”Tanrım, lütfen bana ne yapacağımı söyle.”

Arkadaşlarım bana şöyle dedi, “90 gün içinde, kalbin tamamen iyi gibi hissetmeye başlayacak.”

Arkadaşlarım bana okumam için kitap gönderdi, görüntülü konuştuk yani benim iyi olmam için her şeyi yaptıklarına emindim.

Brooklyn’e taşınmaya karar verdim.

Kimseyi tanımıyordum ve kimsenin beni tanımasını istemiyordum. Eski hayatımı yaktım, tüm sosyal medya hesaplarımı sildim ve sonuna kadar benimle olan eski dostlarımla ve öğretmenlerimle konuşmayı bıraktım. Sadece çok acı hissettim- Her şey beni gitmeye itti. Dürüst olsaydım, bir parçam iyi olduğumu biliyordu. Belki de onlara daha çok ihtiyacım vardı. Ayrılıklar gariptir.

Çok sessizdim. Ve hala. Yalnızlığımın sonuna kadar inmeye karar verdim.

Bu şeyi sonuna kadar hissetmek istedim.

Sanki her bir kalp kırıklığı, reddedilme ve kayıp bu acıya dönüşmüş gibiydi.

Ona mesaj atıp aramak istedim. Ya her şey farklı olsaydı?

Ya yeni şartlar altında, bunu yürütebilirsek?

Ya şimdi değişseydim?

Ya ruh eşiysek ve bir daha asla aynı şeyi sevmezsem?

Para çekme mevzusu

Annesi beni Kaliforniya’dan aradı. “Ya bir şans daha versen?  Ona akıl yürütme  ya da açıklamaya verecek zihinsel enerjim yoktu, bu yüzden “Farklı şeyler istedik” diye cevap verdim.

Birkaç ay sonra Union Square’de en iyi arkadaşına rastladım. “Ayrıldığımızı biliyor musun?” diye sordum. “Evet, o ağlarken tüm dairesini temizleyen bendim.” diye yanıtladı.

Bu süre zarfında kereviz suyu ve sebze yeme takıntısı bende başlamıştı. Bir Rus mahallesinde yaşıyordum ve erkekler markette yanıma gelip bir şeyler söylerlerdi. “Rusça bilmiyorum” derdim. “Çok güzelsin” diye tercüme ederlerdi.

Kendime erkekleri sevmekle yetinmeyeceğime dair söz verdim. O yolun nereye gittiğini biliyordum.

Her gün yoga yaptım, her zaman yargıladığım kadın oldum. Dakika dakika içimdeki sesi takip etmek için bir anlaşma yaptım; Sahip olduğum tek şey buydu. Bir sürü metro ya gittim.

Bir gün, kaplumbağalarla güneşlenmek için Central Park’a gittim ve yaşlı bir kadınla altın av köpeğiyle tanıştım. Bana hayat tavsiyesi ve e-postasını verdi.

Sonra uçağa bindim ve üç haftalığına Paris’e taşındım, Seine boyunca yürüdüm, bazı artık önemini yitiren kağıtları yırttım ve suya attım. Balkonumdan gün batımını ve Eyfel Kulesi’ni izlemek için Louvre’un yanında kaldım. Notre Dame’da ayine gittim ve Fransızca yoga yaptım.

Fransa harika kadınsı bir ülke. Kadınsı incindiğinde, çok fazla alana ihtiyacı var. Bir süre başka bir kıtada olmam gerekiyordu.

Brooklyn’e döndüğümde Nisan’dı. Yogadan çıkıyordum, güneşli bir gündü ve aklıma bir düşünce geldi.

Biliyor musun, sanırım hepsini tekrar yapardım.

“Benimle bir yere gelmeni istiyorum.” Yeni erkek arkadaşıma söyledim. Yeni çıkmaya başladığım bu adamın kalbimin bu kısmına girmesine izin vermek inanılmaz derecede savunmasız hissettim.

“Nereye?” diye sordu.

“Brooklyn’de bir kazak almak istiyorum.”

Brooklyn’de yaşadığım şey. Aylardır bu gezinin hayalini yapmıştım. Bu şehirde yaşamak için gereken cesareti vermemi kutladık.

Geldik ve birkaç kazak denedim. Hiçbiri istediklerimden biri değildi. Bana göre olanları yok ve sadece erkek bedenleri vardı.

“Hadi gidelim” dedim.

“Yani, bir şey alamayacak mısın?” diye sordu, kafası karışmış belliki.

“Hayır.”

Eski bir öğretmenimin şöyle dediğini hatırlamadan edemedim: “Arzu titiz bir metrestir. Durdurulamaz. ”

Heyecanla bir hipster görünümlü taco dükkanına doğru beni götürdü ve bana yemek isteyip istemediğimi sordu. İçeri girdik ve menüye baktım. Dört seçenek vardı ve ne istediğime karar veremedim. Bana tuhaf bir şekilde baktığını fark ettim.

“Yani ne istersin?”

“Ahhh, hala karar vermeye çalışıyorum.”

“Hepsini istiyorsun, değil mi?”

Güldüm; Gülümsedi ve dedi ki, “Efendim, hepsini alacağız.” Aslında çok hassas bir andı.

Evet, bana bir sürü taco aldı ama gerçekten bundan fazlasını yaptı.

Büyük bir iştahım olduğunu fark etti ve onu kelimenin tam anlamıyla mecazi anlamda beslemek istedi. Bu hayatta çok şey istiyorum. Benim işim, öyle davranmamın istemiyormuş gibi davranmayı bırakmak. Aşk, neşe, oyun, samimiyet, deneyimlerin ve bağlantıların derinliği. Orada bana tanık oldu ve onun huzurunda aç bir kadın olmamın sorun olmayacağının sinyalini verdi.

Ben çok şey istiyorum ve o yapmak istiyor. İşte o zaman iyi bir adam bulduğumu anladım.

Kadınlar her zaman test edilir. Güvende misin? Gücümü iyi kullanır mısın? Zamanımı, aşkımı, dikkatimi buraya koyarsam iyi bir yatırım olur musun?

Tacoları aldık ve aşk, hayat ve seyahat hakkında konuştuk. Bana eski bir kız arkadaşımdan bahsetti. Ona eski sevgilimden ve ziyarete gitmek üzere olduğum yakın bir arkadaşımdan bahsettim.

Birkaç gün sonra, çin mahallesine gittim. Hava güneşliydi ve yeni erkek arkadaşım bir mesaj gönderdi. Apple Music ekran görüntüsü gönderdi. Eagles’ın “Tekrar Dene ve Aşk”ı.

Gereksiz sessizlikleri doldurmadığı bu küçümsenmiş ama gerçekten harika bir kaliteye sahip. Resimler ve müzik aracılığıyla iletişim kuruyor ve kelimeler o anın istediği şey olmadığında beni içeri çekiyor. Birlikte, yumuşak, yavaş ve ince düzlemdeyiz. Oldukça büyülü, ve ben onunla kendim olmak için çok mutlu ve minnettar bir kadınım.

Okumaya devam et

İlişki

Bazı insanlar uzaktan sevilmek içindir.

Bazı insanları kendimizden uzaklaştırmalıyız. Sevgimizi uzaktan da gösterebiliriz. Uzaktan da sevebiliriz. İşte bu yüzden bunu yapmalıyız.

Dilara Aydın

Yayınlandı:

Şu Tarihte:

İçeriği Oluşturan:

Bazi insanlar uzaktan sevilmek icindir

Biz insanların sevgiyi yakınlıkla ilişkilendirme gibi zararlı bir alışkanlığı vardır. Eğer birini seviyorsan, bu kişinin yakın tutulması gerekir ve hiçbir koşulda gitmesine izin verilmemelidir. Bizim için sevmek, elimizden geleni yapmak demektir. Bu, zamanımızı, enerjimizi ve kaynaklarımızı o kişiye yatırmak anlamına gelir.

Ve elbette, birini çoğu zaman sevmek sadece bu anlama gelir. Birini sevdiğinde, ona öncelik verirsin. Bağlılığının büyük bir alıcısı olurlar.

Ama hayatta, öyle bir zaman gelecek ki sadece uzaktan sevilmek için yaratılan insanlarla karşılaşacağız. Ben buna gerçekten inanıyorum – sizin inancınızın aksine. Aşkın ne demek olduğunu bildiğini varsayıyorsun.

Savaşmak ve umutsuzca seni yok eden bir aşka tutunmak istiyorsun.

Birini sevmenin, ne olursa olsun onun yanında olduğun anlamına geldiğine inanıyorsun. Aksi takdirde, ‘gerçek’ aşk olmazdı.

Ama birini sevmenin bazen onu uzaktan sevmen gerektiği anlamına geldiğini söylemek için buradayım.

Birini nasıl sevip çekip gidebilirsin ki, merak ediyor musun? Kendine karşı dürüst olarak. Tamamen dürüst olarak. Bu kişinin hayatını derinden etkilediğini kabul ediyorsun.

Hiçbir kelimenin bu kişinin senin için ne kadar önemli olduğunu yeterince ifade edemediği bir zaman olabilir.

Onları sevmenin inanılmaz derecede canlandırıcı ve sarhoş edici olduğunu kabul ediyorsun.

Birini uzaktan sevmeyi de öğrenirsin.

Bu kişiyi, sebep oldukları güzel hisler için uzaktan seviyorsun.

Kendine karşı dürüst ol. Evet, onu seviyorsun, ama soru şu: Kendini seviyor musun? Unutma, birini seviyorsun ve kendine karşı dürüst olarak ondan uzaklaşıyorsun.

Artık tüm hataları affedip tüm ihmali unutamadığında çekip gitmeyi öğreniyorsun.

Hayatının o noktasında birini daha fazla tolere edemeyeceğinden kendini saygını yok etmeden önce çekip gidersin.

Hem kendini hem de yanlış insanı uzaktan sevebilirsin.

Ama aynı anda yanlış kişiyi severken kendini sevemezsin.

Hayatına değer katamayan ve sana amaçtan çok acı veren birinden uzaklaşmayı öğren. Evet, birini uzaktan sevmek zordur, ama seni sevilmen gerektiği gibi sevemeyen birini yakından sevmekten çok daha kolaydır.

Gerçek aşk mesafe ya da etkileşimle sınırlı değildir. Ama bu, sevginizi alan kişinin size saygı, dürüstlük ve bağlılıkla davrandığı varsayımına dayanır.

Ve eğer birisi bunu yapamıyorsa ya da bunu yapmak istemiyorsa, o zaman en iyisi onları uzaktan sevmektir.

Bu bizim için yaptıkları iyiliği unuttuğumuz anlamına gelmez. Ne de o kişinin bizimle paylaştığı zamanları. Ama bu, onları uzaktan sevmeyi öğrenmenin bize bağlı olduğu anlamına geliyor.

“Seni seviyorum ama seninle olamam çünkü bana yardım ettiğin kadar acı veriyorsun” demek bizim sorumluluğumuz.

Kendi ölümümüzle ilgili bir şeyi yok etmek bize kalmış. Aklımızın barış için gerçeğiyle yüzleşmesi bize kalmış.

Gerçekten de, yanlış insanları uzaktan sevmeliyiz. Bu onları kötü yapmaz, sadece bizim için doğru yapar.

Okumaya devam et

Öne Çıkanlar